20081102

Rakı

Yılmaz Özdil, eğlenceli bir yazı yazmış.

RAKI

Neymiş efendim...

Atatürk rakı içiyormuş.

Aslandı o, aslan...

Aslan sütü içecek tabii.

*

Hadi siz "dönülmez akşamın ufkundayız" diye ince ince başlayın, ben de size yıllar önce yazdığım yazıyı anlatayım...

*

İçki yasaklanabilir.

Bence mahzuru yok.

Ama rakı asla...

Çünkü takunyalılar öyle zanneder ama, aslında "içki" değildir rakı.

*

Yurt sevgisidir örneğin...

İki tek attın mı, "n’olacak bu memleketin hali?" diye endişelenmezsin aksi olsa!

Tıp bazen çaresizdir...

O ilaçtır.

Gurbete bile iyi gelir.

*

Kontörsüz muhabbettir.

Büst gibi oturan adamın bile çenesini açar, gülümsetir. Kahkahadır. Acısıyla tatlısıyla hatıraları kaydeden hard disk’tir.

*

Botoks’tur bir nevi.

En kaknemi bile bir başka görünür gözüne... Çirkin kadın yoktur, az rakı vardır. İçilir, güzelleşilir.

*

Herkesin gençlik hatası olabilir... Bira içersin.

Sonradan para kazanıp tenise başlayınca, şarap içmeyi matah zannedersin. Amerika’da TIR şoförlerinin içtiği viskinin dublesine Etiler’de TIR parası ödersin, ayrı...

Kürkçü dükkánıdır.

Döner dolaşır, gelirsin.

*

Orhan Gencebay’dır.

Entel barlarda, sosyete kulüplerinde dinlemeye utanırsın... Ama hepimiz biliriz ki, ezbere bilirsin... İstediğin kadar ağız burun kıvır, altın plağı hep o alır.

Tatlıses’tir.

Realite’dir.

*

Çocuktur, ağlarsın.

*

Hele beyaz "p"eynir ile "k"avun olursa sağında solunda... Örgüttür.

PRK...

Ama bölücü değil, birleştirici örgüt.

Türk’ü de içer, Kürt’ü de, Laz’ı da, Çerkez’i de. Sor bak, Ermeni’si de, Rum’u da, Yahudi’si de.

*

AB’cidir...

Çünkü Rum öyle bir meze yapar ki, helali hoş olsun, Kıbrıs’ı veresin gelir!

*

Madem gıcıksın rakıya...

Neden balık avlıyorsun o zaman kardeşim?

Şerbetle mi yiyeceksin lüferi?

Ne anlamı var deniz börülcesinin, rokanın, radikanın, cibezin...

İnek miyiz biz?

*

Yanlış şiir okuyorsun...

Hapse giriyorsun.

(Üstüne, yanlış şair okuyorsun...)

*

Oku bak...

Ne diyor dünya güzeli Orhan Veli:

Şiir yazıyorum

Şiir yazıp eskiler alıyorum

Eskiler verip musikiler alıyorum

Bir de rakı şişesinde balık olsam...

Yilmaz Ozdil - Hurriyet - 2 Kasim 2008

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/10263959.asp?yazarid=249&gid=61&sz=78153

20080910

Durum raporu

- Hayatımın hiç bir döneminde olmadığı kadar yoğun ve doluyum. Biri bu kadar çalışacağımı söylese gülerdim. Çalışmadığım günler dahil olmak üzere sabah 6.30'da kurulmuş gibi uyanıyorum. Haftada bir banyo yapan, ayda bir tıraş olan biri olmama rağmen her sabah banyo yapıyorum ve tıraş oluyorum en garibi bu. Üstüne bir de kahvaltı yapıyorum. Unutmadan yatağımı bile düzeltiyorum.

- Güne erken başlamama rağmen gece 12'ye kadar birşeyler yapıyorum, işler hiç bitmiyor. Zaman zaman saat 9'da istemesem de uyuyorum ama genelde ciddi bir "günü doya doya ve verimli kullanacağım ulan" inadım var, nerede patlayacak merak içindeyim.

- Sanıyorum 3 sene önce bilgisayarımı almıştım, o günden beri format atmıyordum açılması ve kapanması 15 dakika almaya başlayınca format atma zamanı geldiğini hissettim. Tam 3 gün yedeklerimi DVD'ye yazmayı denedim, tam bir işkenceydi. Sonra harici bir disk aldım. 500 GB içine kaç tane film : ) sığar insanı manyak ediyor. Tüm yedeklerimi (halen) ona atıyorum, yarın formatı atacağım ve bilgisayarım sanırım bana dua edecek.

- 17 gün sonra Bursa'da olacağım 10 aydan sonra. İnsanın içini huzur sarıyor. Tam da Galatasaray maçı var ne kadar da güzel denk geldi. Radyodan değil de canlı olarak görmek maçı garip gelecek. Maç öncesi Efes Pilsen içmek istiyorum ama alkollüsün diye maça alınmamak da istemiyorum, bakalım ne olacak.

- Anneciğimi, babamı, abimi ve aile fertlerini özledim. Bana soracakları saçma sapan soruları iple çekiyorum. Kız arkadaşımın başımın etini yemesini de çok özledim. Abimle saçma sapan bir biranede, iğrenç sigara dumanı altında ve iğrenç müzikler ile Efes içmeyi de. Bursa tayfası ile gelişi güzel heryerde içip gülmeyi de.

- Tam gittiğimde Ramazan ayı içinde olacağız bu biraz geriyor ama baskılar bizi yıldıramaz, buluruz bir yol. Annem Ramazanda içince kızıyor ama bu kez bişi demez sanırım. En azından 11 ay her haltı yiyip, 1 ay kendimi kandırmıyorum sever beni sağolsun.

- Canım manyak derecede çiğ çiğ pastırma ve sucuk yemek istiyor. Köfte de. Köfte yemeyeli 10 ay oldu anasını satayım.

- Aktif internet kullanıcılığından (forum vs.) acayip uzaklaştım. Zaman sorunu. Birçok foruma gimeyeli aylar olmuş onu fark ettim.

- Geçen gün tatil gününde bir sarhoş olmuşum akıllara zarar. Evde gecenin bir yarısı tuvaletin yerini karıştıracak kadar. Bütün ev halkına makara olduk : )

- Sıcağı sevmesem de güneşi özledim yahu. Hesapta yaz geçirdik, 1-2 gün 30 dereceyi gördük. 25 derece olduğu zaman 40 dereceymiş reaksiyonu vermek garip geliyor insana. Koca ağustos Türkiye'deki 35 40 dereceye imrenerek geçti. Millet yanarken biz ıslanıyorduk, ne garip bir dünya.

- Dişçiye gitmem lazım gelince, buradaki dişçiler inşaat işçisi gibi. Oyuyorlar.

- Bu arada hala yedek bitmedi, uyusam mı yoksa şu formatı bitirip yarın adam gibi bir bilgisayar mı bulsam eve geldiğimde?

20080618

Milli Maç, Milli Mantık

www.bursasporum.com'da yayınlanan yazı.

--------------

Öncelikle herkese merhabalar.

Uzun seneler görev yaptığım bursasporum.com'a köşe yazarı (aslında köşe yazarı demek yanlış olur, iki yazı yazmak ile olunmuyor ama...) olarak geri dönmek çok gurur verici bir olay. Site yönetimine de bana bu fırsatı verdiği için teşekkür ediyorum, yoğun baskı ve tacizlerimden bıkıp usandıkları ve susmamı sağlamak amacı ile bana bu şansı verdiler. Umarım pişman olmazlar.

Efendim, vakit buldukça farklı görüşler ile karşınıza çıkacağım bu alanda. Olaylara, futbola ve şüphesiz ki Bursaspor'a farklı açılardan bakmaya çalışacağım. Sadece Bursaspor'u değil, içinde bulunduğumuz futbol kültürünü de kendi izlenimlerim ile değerlendirmeye çalışacağım. Amaç farklı açılardan olaya bakmak, değerlendirmek. Sevgili site yönetimi bile zaman zaman yazdıklarıma kızacaktır belki ama hiç bir zaman unutulmamalı ki aykırı ve farklı görüşler yapıcı, nazik,seviyeli (bu önemli bir nokta) olması halinde faydalıdır. Bu yüzden site yönetimi beni atarsa onlara baskı yapmayı ve taciz etmeyi sakın unutmayın.

Dedim ya, farklı konular ile karşınıza çıkmaya çalışacağım. Zaten Bursaspor üzerine bir dolu yazı yazan köşe yazarı düşmanlarım : ) var sitede, eğlenerek düşündürmeye (Cem Yılmaz esprileri gibi oldu) çalışacağım. Hoşunuza gitmeyen konularda lütfen az küfürlü elektronik postalar atmaya özen gösteriniz. Hatta küfürlü olanları bana değil, Sevgili Fatih Öğreten abimize atınız.

Milli Takım, heyecan ve Euro 2008

Milli Takımın (bana göre) beklenmeyen Euro 2008 başarısı üzerine konuşarak başlayalım müsade ederseniz. Başarı diyorum çünkü guruplardan çıkmak şu seviyedeki takımımız için iyi bir başarıdır, zira zorla guruptan çıkmayı başaran İtalya ve gurubun dibine demir atan Fransa'ya bakarsak başarılı olduğumuzu söylemek gerek.

Portekiz maçı malum berbat bir oyun ile kupaya giriş yaptık. Fatih Terim sağolsun mahalle kabadayılığı stili ile basın kuruluşları ile dalaşırken Portekiz yata yata maçı aldı. Her ne kadar basınımız magazin manyağı gibi gereksiz ve insanın midesini bulandırıcı haberler yapsa da, eleştirilere açık olmak lazım. Bizim ülkede zaten kimi eleştirseniz birden o da size karşı atağa geçiyor, aslında vermesi gereken cevap ağız ile değil iş ile olmalı. Ama iş yapmak, ağzına geleni söylemekten daha zor, tercih etmiyorlar. Diğer Avrupa takımlarının teknik direktörlerine baktığımızda bizim Fatih Terim kadar yırtıcısını da göremiyoruz, adamlar işlerini yapmaya çalışıyorlar.

Ha, unutmamak lazım Fatih Terim'in tarzında bir de Chelsea'nın çatlak Portekizli fenomen menajeri Jose Mourinho vardı. Kendisinin İngiltere'nin gereksiz (magazin) gazetesi The Sun ile olan ağzı dalaşları hiç unutulmayacaktır.

İkisine de baktığımızda sıcak memleketin aşırı (!) sıcak insanları olduğunu görüyoruz. Belki de sıcak memleketlerden gelmek beraberinde çene kaslarının güçlenmesini sağlıyor, bilemiyorum. Fakat futbol alanında başarının çene kasları ile yakalanmadığına da eminim.

İsviçre ve Çek Cumhuriyeti maceraları

Macera diyorum çünkü gerçekten büyük maceraydı. Maçtan çok duygu ve düşüncelerden bahsedeceğim. Çikolata ve çakı ülkesi İsviçre'yi pek sevmem. Bize karşı hep bir ırkçı tavır içindedirler. Avrupa'da yaşayan arkadaşlarım benden daha iyi biliyorlardır, zira burada (Londra) bizler onlara göre daha şanslı ve rahatız. Fakat o alınan galibiyetin onlar için ne kadar değerli olduğunu bu sene ilk kez anladım.

Yabancı bir ülkede milli takımının başarısını yaşamak çok değişik bir duygu, zaman zaman abartsakta. Abartsak da diyorum çünkü aldığımız bir galibiyet sonrası da şampiyon olmuş gibi sevinmek bana biraz gereksiz geliyor. Başarıya açız muhabbeti de yapmayacağım zira bu tip yönlendirmelerin gelir seviyesi düşük toplumlara karşı birer afyon olarak kullanıldığını düşünenlerdenim. Çeyrek finallere çıktık ama ekmek İstanbul'da 1 YTl oldu, ne haber?

Değişken fikirli ve gaz bir milletiz. Daha Portekiz maçından sonra "0" puan ile turnuvayı kapatacağımızı söyleyen insanları, İsviçre maçından sonra "Şampiyonnn olacağız ulaynnnnnn" diye bağırırken görmek insanı güldürüyor, ne yapayım. "E iki gün önce fark yiyecektik, şimdi nasıl şampiyon oluyoruz?" diye sormadan edemiyorum. Dedim ya yanar döner milletiz.

Sonrasında harika ve kalp krizi sebebi bir Çek Cumhuriyeti maçımız var tabi. Bu maçtan biraz bahsetmek istiyorum... Özellikle Nihat ve Hamit'ten. Hamit belki güzel oyununu gol ile süsleyemedi ama sahada en çalışkan gol yolunda en harika pasları veren oyuncuydu. O nasıl bir çalışkanlıktır...

Ve Nihat, yalan yok kendisini Beşiktaş'ta oynarken de severdim. Ve 3. gol sonrası Avrupa'da oynayan bir Türk oyuncusunun, Türkiye'de oynayan bir Türk oyuncudan mantık ve doğal olarak teknik açıdan ne kadar farklı olduğunu bir kez daha gördük. Adım gibi eminim, Nihat Türkiye'de oynasaydı o posizyonda kalecinin üstüne gider ya çalım atmaya çalışır ya da üstünden aşırtmayı denerdi.


Çalıştığım yerde eski teknik direktör bir abi var, İngiliz. Beni gördüğü gibi, "o nasıl bir bilek hareketiydi öyle" dedi. Kesinlikle nereye göndermek istediğini bilen, ve hedefi bulan eşsiz bir vuruş. İngiltere ve Avrupa basını Nihat'ın bu öldürücü son darbesini defalarca konuştu, insan gurur duyuyor. Ve biraz da üzülüyor, kendi futbolumuz adına. "Bu adamların bizim ligde böyle oynamasını neden beceremiyoruz?" diye...

Yumurta Kapıya Gelince

İngiliz gazeteleri "Adrenalin isteyen Türkleri izlesin" diye yazılar yazıyorlar. Hayatımız heyecan, adrenalin yahu. Bir işi de normal bir yoldan yapmayı beceremiyoruz, hep bir heyecan bir sürpriz. Hani "yumurta kapıya gelince" derler ya, yaşam felsefemiz bu olmuş. Ama belki de bu mantığımız zaman zaman karşımızdakinin beklemediği bir tepkiye, enerjiye dönüşüyor bu yüzden sonuca (her zaman olmasa da) ulaşabiliyoruz.

Fazla uzattım kısa keseceğim. Çeyrek Final şu seviyedeki futbol takımımız için büyük başarıdır ve Hırvatistan çok da kötü bir kura değildir. Kağıt üstünde onlar favori olsa da futbol bu, ne olacağı belli olmaz. Viyana'yı kuşattık filan gibi ara gazlara gerek yok bence, yoksa hayal kırıklığı yine büyük olur.

Saygılarımla

O. Uygar Turantekin
uturantekin@bursasporum.com


"Bu bölümden ne anladık?" eklentisi;

- Türk futbolcuları doping yerine yumurta kullanıyorlar.

- Fatih Terim'in çenesine bir düzenek kurulsun, enerji üretsin. Ülkenin enerji sorunu çözülür.
- Kızları (göreceli de olsa) çirkin olan ülkelere yeniliyor (Portekiz), güzel olanları yeniyoruz
(İsviçre, Çek). Neden acaba? Hırvat kızları da güzeldir.

- İki maç kazandık, şampiyon gibi sevindik. Ya şampiyon olursak?

- Maçtan sonra Türk bir arkadaşa hüzünlü biçimde elini uzarak "tebrikler" diyen bir Çek gördüm. Bizim elemanın verdiği cevap (türkçe olarak) "nasıl koyduk ama heaaaaa". Sen şu kullarına zeka ver Tanrım.

- Bir İngiliz Gazetesi "Hırvatlar Türk'leri elemek istiyorlarsa 90. dakikada gol atmalılar. Zaman kalırsa Türk'ler bir düzine gol atabilir"

20080602

Boris is a Wanker

Tembelliğime geldi, belki de görebileceğim en eğlenceli partiyi kaçırdım. Malum Boris Johnson Londra Belediye Başkanı olduktan sonra, toplu taşıma araçlarında alkol kullanılmasını yasaklayacağını söylemişti. Geldiği gibi yasakladı da. 1 Haziran itibari ile uygulanmaya başlanacak yasağın gecesi bunu protesto için Circle Line'da bir parti düzenleneceği haberi internete düştü. Ben de Facebook'ta gelen bir davet ile öğrendim. Tembellime geldi, gitmedim yazık oldu...


Borisgiller, Hepimiz Boris gibi sırma saçlıyız ailesi.

Neyse, parti 9 gibi Victoria istasyonundan başlayacak ve gece 12'ye kadar, şehrin ortasında dönüp duran ve daha önce de partilere misafir olmuş Circle Line'da gerçekleşecekti. Bizim elemanlar gidiyordu, bu güzel geceyi yaşama şansı buldular.

Eylem amacına ulaşmış gibi gözüküyor, 17 tutuklu ama 6 istasyon kapalı... Geciken seferler, darmaduman trenler, istasyonlar geiye kalanlar.

Sörkıl laynı yiyen bir arkadaş.

Notting Hill Gate'de resmen mahşet kalabalığı. Ama alışılagelenin aksine homurdanan değil eğlenen bir kalabalık.

Paketlenmiş biçimde vagonlar, ne kadar sıcak olduğunu hayal edemiyorum.

Neyse, partinin seyrinden bir gün sonra haberdar olabildim. Partiye gelenlerden şu V for Vendetta filminde sisteme karşı çıkan abinin taktığı maskeden takmaları isteniyordu. Bir nevi sivil bir başkaldırı mesajı vermek amaçlı. Ama bence çok daha fazlasını verdiler.

Haha, yasağın kurdelası böyle kesilir.


Facebook (ki ben de oradan gördüm)'da partiyi organize eden bankada çalışan abi gece sonrası biraz stress içindeymiş, zira gece sonunda tutuklananlar, trenlerde ve istasyonlarda meydana gelen zarar, seferlerin gecikmesi gibi sonuçlar arkadaşı strese sokmuş biraz. Çocuk ne bilsin Facebook'da böyle bir parti yapalım derken 10.000 kişinin katılacağını. Olay tam olarak Facebook'da mı ateşlendi bilemiyorum ama öyleyse bu çocuğun başı biraz belada... Hoş Space Hijackers'ın da parmağı varmış ama...

Gece sonunda epey bir metro görevlisi de hırpalanmış, kafasında şişe kırılan, treni hareket ettirmiyor diye ayıklanan vs.

BBC'de okuduğum bir analizde, bu ülkenin kendine has bir içki kültürü olduğu ve bunu engellemenin saçmalığından bahsediliyordu bunun yanında kıçı içe içenlerin taşıma araçlarında yarattıkları sorunlar da. Oysa ki Cuma ve Cumartesi Central London'a giderken eğlenceye metroda başlayanların yarattığı güzel ortam da bu vesile ile sekteye uğramış oluyor. Temelde kendilerince haklı ama benim hiç de hoşuma gitmeyen bir karar...



Boris is a wanker, boris is a wanker, la la la la...

20080525

Küfürbaz TV Kanalları

Türk televizyon kanallarındaki küfür konulu araştırmamız efendim.

Hepinizin ta... Ablanın surat değişim hızı komik.



ATV - Kardeşin demedi mi, seni... Abla çok dobra. Spiker de daha bomba, "nokta nokta diyebilirsiniz"



Lig TV - Erman hoca'dan saglıklı sex dersleri.



Show TV - Acun'dan kaplana gider.



Show TV - Yine gerzek kadın programları yine bomba.



SKY Türk - Anam coştu lan bunlar : )



Flash TV - Ejdanını... En sevdiğim küfürlerdendir.



Euro Star - Farklı para birimi



NTV - Güntekin Onay

Fotoşop programı lazım

Yemin ederim ben bu anı yaşamıştım. Kaynak: bobiler.org

20080520

Sınırlar Arasında sonunda yayından kaldırıldı!


Banu Avar'ın çok da hastası değilim ama programını TRT'de (Sınırlar Arasında) yakaladığım zaman izler takip ederim, ayrıca kitabı da güzeldir tavsiye ederim. Zaman zaman yorumları beni gerse de genel itibari ile güzel bir açıdan bakmaya ve bazı şeyleri yansıtmak istediğini düşünmüş ve takip etmişimdir.

Hatırlarsanız milli kanalımız TRT ilk önce İsveç ve Nobel ile ilgili yaptığı programdan sonra "ilginç" bir şekilde kulağını çekmişti Banu Avar'ın. Daha sonra TRT 2'de geç bir saate şutlanmıştı program. En son olarak da 15 Mayıs'ta programa son verildiği kararı açıklandı.

Şaka gibi, yani bu kadar mı rahatsız etti bu kadının programı ve bu kadar mı bizimkilere laf geçirecek kadar rahatsız oldular...

Haber:

TRT'den Avar'a BOP sürprizi
TRT yönetimi, muhalif duruşuyla dikkat çeken Banu Avar'ın programını kaldırdı.

GERÇEK GÜNDEM - HABER MERKEZİ / TRT'de bir süre önce 'sürgün'e uğrayan Banu Avar'ın Sınırlar Arasında programı, "sonunda" yayından kaldırıldı.

TRT Genel müdürlüğü tartışmalı uygulamalarına bir yenisini daha ekledi. TRT yönetimi, bir süre önce TRT 1'den TRT 2'nin geç saatlerine 'sürdüğü' Sınırlar Arasında adlı programın yayınına son verdi. Yapımcı Banu Avar, programının kaldırıldığını 'montaj yaparken' öğrendi.


Devamı: http://www.gercekgundem.com/?p=132835

Resmi sitesindeki açıklama:

BASIN AÇIKLAMASI 20 MAYIS 2008


TRT YÖNETİMİ SINIRLAR ARASINDA PROGRAMINA SON VERDİ
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜZ KUTLU OLSUN…


Banu Avar’la SINIRLAR ARASINDA 4 yıl ve 82 programın ardından tarihe karıştı. 2007 Aralık ayında TRT genel müdürü ile 18 bölümlük sözleşme imzalamış ve 2009 Ocak ayına kadar gideceğimiz ülkeleri planlamış çalışmalarını yapmıştık.

Ama bugün elimize geçen Haber daire Başkanı imzalı yazıya göre 15 mayısda programımıza son verilmiş.(!) Sezonun son programı olan BÜYÜK ORTADOĞU ve ASYA PROJESİ adlı programında yayını böylece engellenmiş oldu. Ve SINIRLAR ARASINDA tarihe karıştı!


Programa başladığım günden beri Sınırlar Arasında programı konusunda birçok çelişkili karar aşamalarından geçilmişti. Programa harcanan emekten çok TRT yönetimiyle ilişkiler zaman almıştır. Ama 2007 Aralık ayında Genel müdüre istifamı sunduğum halde kabul edilmemiş 1 yıllık sözleşme yapılmıştır.

Beş ay sonra sezonun ortasında Sınırlar Arasında aniden TRT 2’ye sürülmüş ardından da programın sonlandırılması kararı verilmiştir. Gerekçe olarak YAYIN PLANINDA DEĞİŞİKLİK ibaresi yeralmıştır.

Bilginize sunulur.

Banu AVAR

Kaynak: http://www.banuavar.com.tr/?pg=news&id=44

Çok yazık oldu. İfade özgürlüğü hakkı nerelere gidiyor, yok işin acı yönü örümcek kafalılar kendi görüşleri için sansürü silah olarak kullanırken bir de yabancı dostları için de sansüre başladılar eyvahlar olsun...

Not: Bu programı izleme fırsatı bulamayanlar buradan buyursun.

20080519

Doğum Günün kutlu olsun Mustafa Abi



Eskiden beridir, 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim, 10 Kasım gibi kutlamaları sevmem. Sevmem çünkü zeka kırıntıları üzerine kurulu sistem, insanları kendine benzetmek için Demir Perde ülkeleri gibi kutlama yapmaya itiyor. 23 Nisan hadi gül, 19 mayıs hadi zıpla, 10 Kasım hadi ağla.

Yedi sülalem öğretmen onlarla da bu konuları tartışırız hep. Ben onların hatalı olduklarını, çocukken bana ve öğrencilere Atatürk'ü adam gibi sevdiremediklerini düşünürüm. Adamcağızı hep mistik bir roman kahramanı gibi, kominist bir lider gibi (soğuk, iri, heybetli, gururlu, ulaşılmaz) ya da peygamber gibi gösterdiler ve insanları sevmeye zorladılar. Oysa o kadar çok güzel yanı var ki sevilcek ve öğretilecek... Ben hiç yaşamadım Atatürk'ün sevgi ile sevdirilmeye çalışıldığını, belki şimdi vardır.

Böyle olunca insanlar öcü gibi kafasında bir Atatürk tabusu, adam insan yahu insan. O da bizim gibi yer içer, tuvalate gider, zaman zaman ishal olur, içki içer, kusar sarhoş olur, kadına kıza sarkar belki? Neden insan gibi göstermediniz? Bırakın insanlar sevsin onu, görüşlerini... Ama bırakın sevmek isteyen sevsin, sevmek istemeyen sevmesin...

Ama şark mantığı işte her alanda olduğu gibi, şaşa, ulaşılmazlık, höyt yorum yapma haşa mantığı. Her işte olduğu gibi zorla, dikte ederek empoze etme emelleri... Aile böyle, devlet böyle, okul böyle, ordu böyle, din böyle... İnsan gerizekalı olur.

Böyle olunca ne oluyor? Ya düşman nesiller yetişiyor, Atatürk'e ve doğal olarak onun ilkeleri üzerine kurulu Türkiye'ye...

Nereye geliyorum şöyle, bugün malum 19 Mayıs. Gençlik, Spor Bayramı ve Atatürk'ü anma bayramı. Aynı zamanda temsili olarak Atatürk'ün doğum günü. Güzel bir gün benim için, sokaklara atacak değilim kendimi ama tarihsel anlamda önemli bir gün.

Bu ülkeyi zamanında yaptığın devrimler ile (yanlışları olabilir doğrudur) Ortadoğu ya da doğu ülkelerine değil de gelişmiş ülkeler yönüne bakmaya zorladığın için sağol be Atam. Hoş kıymetini bilmiyoruz, hala kaşınıyoruz, kurduğun meclisin içine girip yüzüne gülüp arkadan dümdüz gidiyoruz ama insanoğlu işte, garip yaratık.

Ben mutluyum din kardeşimiz (!) komşularımız gibi yönetilmemekten, ya da onların sömürgesi olup yalandan özgürlüklerini ilan etmiş diğer ülkeler gibi olmamaktan.

Bu ülke bugün (zorla da olsa) geçmişine ve diğer islam ülkelerinin karakterine zıt olarak ruhani kurallar ile yönetilmiyorsa, iyi ya da kötü az buçuk demokrasi varsa, sana, ilkelerine, kurduğun cumhuriyete küfür edip sonra bu ülkenin başına geçecek kadar seçilme hakkı buluyorsa insanlar, "laik sistemi yıkacağız, islami düzen kuracağız" diyebilecek kadar özgürse aşırı dinci müslümanlar, "Atatürk savaştan sonra bize kazık attı, Kürt liderlerini öldürdü bu yüzden sevmiyoruz" diyebilliyorsa bir kısım Kürtler bunlar hepsi senin sayendedir. Keşke bıraksaydın da çok sevdikleri Ortadoğu ülkeleri gibi olan bir ülkede yaşasaydılar da uç birşeyler söylediklerinde kelleleri saniyede nasıl uçuyor, ya da linç ediliyor bunu da görüp mukayese edebilselerdi.

Sana faşist, islam düşmanı, Kürt düşmanı, kominist, batı yalakası, Yunan tohumu, diktatör, alkolik diyenler senin ....larını yesin ve sen olmasaydın böyle konuşamayacaklarını hatırlasınlar.

Seni demir perde liderleri gibi zorla sevdirmeye çalışan, adını, ilkelerini, partini kullananlara rağmen güzel şey seni sevmek.

Doğum günün kutlu olsun Mustafa Amca...

20080515

The Queen in Bursa

Birleşik Krallık Kraliçesi 2. Elizabeth, Türkiye gezisi dahilinde Bursa'ya da geldi. Hala Bursa'ya gelme sebebini anlayabilmiş değilim o ayrı, ama tarihi bir gezi çerçevesinde uğraması da hoş şüphesiz.

Hal böyle olunca Kraliçe'nin ziyaret edeceği ve dünyanın ilk alışveriş merkezi olduğu iddia edilen Kozahan'da hummalı bir çalışma başlamış. Ayrıca tüm Bursa'da. Neden Kozahan bu kadar gündemede diye düşünürken cevabını da buldum tabi,

- Türkçe'yi adam gibi konuşamayan ve "al çayınııııı" diye önüne atan tipler olabilir,
- Herşeyeri döküntü ve çingene mahallesi gibi gözüken doğal dokuyu görmek isteyebilir,
- Gelen müşteriye nasıl kazıklasam gözü ile bakan, birşey almadığı zaman arkasından küfür eden esnafların müşteri ilişkileri tecrübelerini görmek istemiş olabilir.

Süphesiz ki her işte olduğu gibi Kraliçe'nin geldiği gün bunların üzerine sünger çekilmiş, sonra o gittikten sonra "Tüm bunlar Kraliçe içindi, sizin için gereksiz" diyerek eskiye dönüş yapılmıştır kanımca. Umarım yanılırım.

Neyse, sonuçta Kraliçe'nin Türkiye'ye gelmesi, Bursa'ya uğraması güzel birşey. Sonuçta meşhur bir ziyaretçidir saygıyı hak eder. Tabi hemen bizim milletten "Satılmışız, sömürgeyiz biz ya da Hristıyana ilgi gösterilmez" bağrışmaları ve yorumları okudum, gülerek. Hehe.

Bursa Hakimiyet'in ziyaret günü yaptığı sayfa tasarımı da ilginç ve abartı geldi. Hem İngilizce hem de biraz fazla gibiydi. Gazete yanda büyük hali de burada.

Konu ile ilgili BBC'den video haberler;

The Queen in Bursa, Turkey

Queen on Turkey state visit

Royal visit to Turkey

Queen visits Turkish mosque

Queen is welcomed in Turkey

BBC'den Fotoğraflar: Queen's Turkey visit

-------------------------------

Star'ın müthiş haberciliği ile Kraliçe'nin Bursa ziyareti



Bu haberdeki açıklamalar kopardı beni, akıl ihsan eyle bu arkadaşlara...

- Kraliçe başörtüsünü düzeltti
- Bir daha düzeltti
- Pisi pisi giymiş : )

Yazana arkadaşın psikolojisini merak ediyorum.

------------------------------------

Show TV'nin gözü ile Türkiye ziyareti.



Yalnız videoya yazılan yorumlara dikkat, birbirinden komik. Hahaha

Örnek:

- tankush senın ben ananı sıkeyım orda mini etekli bi orospu olsa hosuna gıderdı dımı serefını sıktıgımın kemalisti

- Lan lazKaide, sikin yiyosa git once kendi anani sik sonra baskalarinin anasina sulan!!
Bas ortusu takmayan orospu mu oluyo agzina sictigim!!
Videoyu izle tekerlek!!
bak kralice ortunmemis ama orospu gibi de giyinmemis..
Bas ortusu damariniza basilinca, hemen akliniza orospuluk fahiselik got mu geliyo yavsak!!
Kadin deyince akliniza bi ortu bi de got geliyo!!

- gurme senınde ananı sıkeyım laik babanın gotune koyum orospucocugu kemalist beton kemalin piçi

Bu da Kraliçe'nin "normal" hali diye bir video



Kraliçe'nin Bursa Kozahan ziyaret fotoları, Rahmi'nin gözünden.

http://www.kozahan.org/kralicebursada.php

Olay Gazetesi'nin haberi ve manşet

Bursa Hakimiyet'in manşeti

--------------

Sonuç olarak gelmiş iyi olmuş. Çok da abartmaya gerek yok. Artı bizim çocuklar Kraliçe'ye timsah yürüyüşünü öğreterek Bursasporlu yapacaklardı ama başaramadılar sanırım : )

Moda ve Elizabet Teyze

Ha ayrıca son olarak bir konuya değinmeden edemeyecegim, Kraliçe neredeyse Cumhuriyet ile aynı yaşta (sanırım), 80 filan olmalı giyim kuşamına hayran oldum. Bu yaşta uyum, düzen, seçim harika (hoş sadece o seçmiyordur ama) yaşlı kadınların her zaman daha zevkli kıyafetler seçtiğini düşünmüşümdür.

Şapkai ceket, çanta, etek, ayakkabı, eldiven. Özen gösterilmiş, bir de bizim Hayrunisa (sanırım adı böyleydi) Yengeye bak, ve yanındaki Ali Babacan'ın eşine... Zerafet akıyor...

20080508

Adana Jimnastik Kulübü - Bursaspor

Adana katkılı Beşiktaş - Bursaspor maçı hakkında uzun birşeyler yazacaktım ama zor geldi. Yazayım yazayım diyorum sonra değmez dedim, aslında söyleyecek çok şey var ama. Biraz video araştırdım onları arşivleyelim en azından.

Teksas'ın Videosu



Adanalıyık, yalakanın Allahıyık'ların gözünden.

Bu video (doğal olarak) ben en çok geren video oldu. Hoş aynı şeyleri biz de Beşiktaş gelince yapıyoruz ve yapacağız da, Beşiktaşlılar (Gerçek olan) yapsa bu kadar koymaz.

Ama hayatında muhtemelen Beşiktaş semtinin o havasını ruhunu hiç yaşamamış, İnönü'nün ortamında hiç bulunmamış "kendi şehrinden dönme" devşirme İstanbul Takımı sempatizanı Anadolulu Televizyon Taraftarlarından o nefreti hissetmek çok gerdi beni. Nefret edilen bir takımın ve şehrin taraftarı olmaktan gurur duyuyor insan.



TSC



Lig TV



Olay TV


Velhasıl yenildik, üzüldük. Seneye umuyorum şu gereksiz yasak kalkacak da gerçek muhataplarımıza küfür ederek / küfür yiyeceğiz.